Dilin Bilinçaltına Etkisi: Eylemleri İsimleştirmek

nlp_gorsel

Dili kullanma şeklimiz, bilinçaltımızı ve hayata bakış tarzımızı doğrudan etkiler. Sözcük dağarcığımızın fazlalığı, seçtiğimiz kelimelerin farklılığı ve o sözleri kullanma biçimimiz sandığımızdan çok daha önemlidir.

Bunun en önemli örneklerinden biri, aynı kavramı bir eylem (fiil) veya bir isim olarak kullanmak arasındaki muazzam farktır.

Eylem, dinamik bir süreçtir.

İsim ise durağandır. Bitmiş, sınırları çizilmiş ve tanımlanmış şeyleri gösterir.

Yani bir eylemi isme dönüştürdüğümüzde onu süreç olmaktan çıkarır, kalıcı bir sonuç haline getiririz. Böylece farkına bile varmadan değişimin önüne büyük bir set çekmiş oluruz.

“Ben beceriksiz biriyim.” ile “Bu konuda beceriksizce davrandım.” arasındaki fark gibi. İlki kendinize koyduğunuz net ve kesin bir etiket. Ben eşittir beceriksiz. Nokta. Bitti.

İkincisinde ise bir davranış, bir fiil söz konusu. Kendinizle özdeşleştirdiğiniz bir tanım yok, değişken bir süreç var.

Kullanılan dilin bilinçaltına aynen kaydedildiği gerçeğine dayanan bu durum NLP’de meta-model olarak adlandırılır. Bilinçaltı bir kavramı “isim” olarak kaydettiğinde onu sabit, kalıcı ve değiştirilemez olarak saklar. Farklı veriler geldiğinde bile onları dikkate almaz.

Lütfen her satırdaki birinci ve ikinci cümlelere dikkat edin:

“İşlerim çok kötü.” / “İşlerim bir süredir kötü gidiyor.

“Sorunlu bir evliliğim var.” / “Evliliğimde bazı sorunlar yaşıyoruz.”

“Sen güvenilir birisin.” / “Sana güven duyuyorum.”

“Dedem kanser.” / “Dedem kanser hastalığı geçiriyor.”

“O yaramaz bir çocuk.” / “O yaramazlık yapıyor.”

Aynı şeyi ifade ediyorlarmış gibi ama aslında aralarında hayati bir fark var. Sizce hangilerinin değiştirilmesi mümkün gibi?

Birinci cümledekiler bir sabit fikri, kesinleşmiş bir hükmü, değiştirilemez bir niteliği ve etiketi anlatıyor: kötü, sorunlu, güvenilir, kanser, yaramaz…

Oysa ikinci cümlede o an için yaşanan, o durum için geçerli olan, farklı yaklaşımla değiştirilebilmesi ve bir süre sonra sona ermesi muhtemel bir süreçten söz ediliyor.

“Dedem kanser” dediğinizde insanın içini kaplayan hüzün ve kabulleniş duygusu; “dedem kanser hastalığı geçiriyor” dediğinizde yerini mücadele ve umuda bırakıyor. Hastalık geçirmenin tanımında bile bir geçicilik var.

Örneğin “şişman” bir etikettir. “Kilo problemi yaşamak” o kişinin tanımı olmaktan çıkıp aşılabilecek bir süreci ifade eder.

“Alkolik” kişinin kendisidir, kalıcı bir isimdir. Ama “alkol bağımlılığı yaşıyor olmak” değişime açık bir eylemdir.

“Ben aptalım” ömür boyu peşinizden gelecek acınası bir tanımken, “bu konuda aptallık ettim” cümlesi spesifik olarak yanlış yaptığınız duruma odaklanmanızı ve onu düzeltmenizi sağlayacak bir özeleştiri fırsatıdır. İlkinde siz eşittir aptalsınız. Her durumda, her koşulda ve her zaman… İkincide aptallık yaptığınız bir süreç yaşamışsınızdır ve bunu görüp sonlandırmanız mümkündür.

Nasılsın, diye soran birine “Kötüyüm” diye cevap vermek olumsuzluğu kendimizle özdeş hale getirip değişime kapalı bir kabulleniştir. Nedenleri sorgulamaktan, nasılları aramaktan uzaktır. Ama “Bu aralar kötü şeyler yaşıyorum.” cümlesi kötü şeyleri kendisiyle değil, yaşadığı süreçle eşleştirir. Süreç geçicidir, değişim mümkündür.

Kullandığımız dil, derdimizi anlatabilecek kadar iletişim kurmamızı sağlayan seslerden daha fazlasıdır. Çoğu zaman biz farkında olmasak da bilinçaltımıza etkili mesajlar veren, değişimi açık veya kapalı tutan, hayat tarzımızı doğrudan etkileyen önemli bir beyin programlama aracıdır.

İsimleri eylemlere dönüştürerek cümle kurmak bile, değişimin kapılarını açıp motivasyonunuzu arttıran çok etkili bir farkındalığın önemli bir adımı olacaktır.

Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on whatsapp
WhatsApp